24 Haziran 2008 Salı

efes pilsen one love festival 7

21-22 haziran 2008 tarihlerinde santralistanbul'da gerçekleşen, 1.günü hakkında hiçbir şey bilmesem de 2.gününde çok çok eglendiğim, deli gibi dans ettiğim festivaldir. iyi bir organizasyon örnegidir, 50.lik biraya 5 ytl vermenin ne iyi olduğunu düşündürendir, (bkz: uni rock open air festival) ses sistemi iyi olan, bilgi üni. için kullanılan taksim shuttlelarıyla ulaşım kolaylığı sağlayan planlanmış işler bütünüdür.

evden üsküdar'a inip eyüp motoru kullanarak ulaşacağımız sütlüce'ye değin üzerinde olduğumuz haliç'in bok kokusu, bok rengi suyun içinde yüzen çocuklar, bacaklarını suya sokup serinlemeye çalışan teyzeler, ne kadar 'su'ysa artık o 'şey'... sütlüce'de yenilen uykuluk'la kendimize gelmece ve taksiye atlayıp nihayet elektrik santraline ulaşmaca.

bir okul kampüsü için inanılmaz bir şey müze olarak şekillenen tarihi santralin ve öğrenci işlerinin de sergilendiği modern sanat müzesinin hemen yanında bir yerde olmak, derslikler arasında gayet nezih restaurantların bulunması. öte taraftan dışarı çıkıldığında 50 metre ilerde oturan insanların yaşantılarıyla öyle koca bir tezat ki aradaki. zira bilgi üniversitesinin dolapdere ve kuştepe kampüslerindeki örneklerle de bu tezat tescillenmişti. bilen bilir, dolapdere kampüsü içinde bir gecekondu vardır hala, amcanın yıktırmadıgı, önünde beyaz atletlerin çamaşır ipine asılı durduğu, turistlerin, erasmus ögrencilerinin önünde foto çektikleri... istanbul böyle bir yer işte...

ögrenci bileti olup ögrenci kimliği olmayan arkadaştan aradaki farkı ödeyerek tam bilet alması saglandı, dogrusu gerekli bir hareketti, zira festival hakikaten ucuzdu onca grup ve organizasyonun sağlamlığı göz önünde bulundurulursa.

selim sesler benim için çok özeldir, en çok eglenecegime inandıgım grup da onlardı ve gevende'den sonra gözüküyorlardı, lakin ya çıkmadılar ya da gevende'den önce çıktılar ve biz kaçırdık. her ne oldugunu bilmiyorum ama benim için tek hayal kırıklıgı 1.5 yıl sonra selim abi'yi izleyecegimi umup izleyememek oldu...

gevende şeker gibi bir grup, hem özgün, hem yenilikçi, handiyse zaman zaman saykodelik, daha evvel hal'de izlediğim grup beni yine memnun etti kısacası ancak bi yerden sonra baydık çünkü bir an evvel dans etmek istiyorduk. zira 2 günlük metalik yorgunluk ve kafa sallayıp boyun agrımacanın üstüne ayakta duracak halimiz yoksa da kurtlarımızı dökesimiz vardı *

sonra liseden canım arkadaşlarım geldi, ilk biralarımızı aldık, muhabbet ettik ve derken selim sesler beklerken baba zula sahnede yerini aldı, onları da izleyeli daha 1 ay olmuştu lakin baba zula'yı her gün izlesem sıkılmam herhalde. bu kadar keyifle çalan, bu kadar güzel müzik yapan bir grup ve anlattıgı hikayelerle agır agır konuşmasıyla ortama renk katan murat ertel gibi bir adam daha yok sanıyorum. yine 2 dansçı kızımız vardı ve hakikaten kostümleriyle, danslarıyla, mimikleriyle her ikisi de çok iyiydi. murat ertel sahnede mikrofondan mikrofona koşturması, kolonun üstüne çıkıp konuşması ve haliç'in bok kokusuna lafı giydirmesiyle takdire şayandı. özgür ruh'la tavus havası'yla muazzam konserdi. çok keyif aldım her baba zula tecrübemdeki gibi...

miss platnum izlerken sıkıntıdan gebereceğimi düşünüyordum ancak hareketli parçalarıyla iyi bir performans sergilediler onlar da. mercedes benz çalarken herkes kopmuştu zaten. vokalist ablalar pek güzellerdi hakikaten, feminen sözleri ve tavırlarıyla izleyiciyi sürekli ayakta tuttular. bir ara kızların çekilip arka taraftaki üflemelilerin çalmalarıyla konserin doruk noktası yaşandı, şahsen "oh be" dediğimi anımsıyorum *)

en iyisi de sonrasındaki shantel'di işte, babylon sahnesinden aşina oldugum ve evimde marko i shantel'le sürek halde eglendiğim grup hakikaten pek iyiydi. disco particani'yi 2 defa çaldılar, biste vokal abi türk formasıyla çıktı, herkes hoplayıp zırlıyordu artık, sahnede çok uzun kaldılar ve hiç hız kesmediler. shantel'den sonra "eee seran, sen git bi dark tranquillity izle" diyenlere, "amaaaan, izledim ben onları" falan demeye başlamıştım artık, o kadar iyiydim yani...

herkes için beklenen an gogol bordello'ydu elbette lakin ben yorulmuştum kaç günün yorgunluğuyla geceyi bitirebilir miyim derken, şarkılarla kendime geldim ve sahnedeki 8 insanın eglenmeleri ve önümdeki kızın zıplayıp zıplayıp ayagıma basmaları karşısında ben de kendimi kaybetmeye başladım... tam o sırada, lanet olsun ki midem ağrımaya başladı ama nası ağrı, hareket edemiyorum. e ben hareket etmeyince öndeki kız ayagıma basmaya ve arkamdaki çocuk kafama çarpmaya devam ediyor. bu arada 3. sırada falan, bayagı öndeydik ve hareket edecek epey alanımız vardı ancak gogol'da insanlar kaptırmamak için çıkmadıgımız yerimize hücum etmişlerdi ve artık güçlükle nefes alınan bu kalabalıkta bir de herkes coşup el kol sallıyordu.

işte mide agrısı derken gogol'un bir saatlik performansı sonunda çimlere uzanmaya gittim, o arada sızıp kalmışım, konser sonrası telefon titreşimini hissetmemiş ve arkadaşı meraktan öldürmüşüm. daha beteri nemli olan çimler bir de böbreklerimi üşütmeme sebep oldu, uyandım donuyorum filan... sonu kötü de olsa şahane festivaldi, taksim'de yedigimiz ıslaklar ve içtigimiz limonatalarla durumu toparlayabildik neyse ki... sonra da yatakta uyku ve azalan bel agrısı... *

0 yorum: