Blogumu kullanmama bir vesile olsun isteyerek http://www.edebiyatsozluk.com adresindeki konser üzerine yazmış bulunduğum girdimi buraya taşıyorum; buyrun:
SOUL SACRIFICE, MORIBUND OBLIVION, U.D.O ve MOONSPELL
u.d.o ve moonspell'in art arda olması müthişliği ve fenalığıyla süper bir ironiydi. yorgunluktan geberdim, zaten 15 saat (kaza nedeniyle 2 saat de yolda kalınca) yoldan gelmişim, bi saat sızmam dışında adam akıllı uyku uyumamışım, saçma çin yemeği üzerine devirdiğim biraların yanında aldığım majezikler kim bilir o güzel karaciğerimi ne hale sokmuş... işte accept hatrına merakla beklediğimiz ve beklediğimizden çok fazlasını aldığımız performans moonspell evveli pilimizi tüketti adeta. keza, benzer bir durum 2003 rock the nations'ta ters biçimde vuku bulmuştu. opeth ve kreator sonrası perişan halde yaşlı ronnie james dio'yu bekledik ve hiç yaşlanmamış küçük bir devle karşılaştık! u.d.o da bunun gibiydi işte; beklemediğimiz bir enerji, coşku, en önde olmamızla aldığımız hazzın katlanışı, ordan oraya koşan basçı, sahnenin bir sağ bir sol tarafına dönerek seyirciye gazı veren bir gitarist ve dio kadar şahane olmasa da küçük adam-koca sesliğiyle benzeşen u.d.o! "we do for you" dedi yaptı yordu ve gitti...
başa dönecek olursak... soul sacrifice benim birkaç yıl evvel şimdi hangisi olduğunu anımsamadığım bir başka konserde alt grupluğuyla tanıdığım ve müziklerine, performanslarına hayran olduğum, milliyetçilikten uzaklığımın kısa süreliğine 'türklermiş, ne iyi' gururuna dönüştüğü, isimlerini öğrendiğimde daha da bir ısındığım gruptu ve alana nispeten erkenden varmamın sebebiydi. uzaktan dinlediğim, tempo tuttum, sevindim. geldiğimizde soundcheck yapmaktalardı ve bu esnada biraları alıp çayıra çimene kurulduk... * alan çok güzel zaten, ben daha evvel mehmet akif ersoy'da konser falan izlememiştim, ilk oldu, iyi de oldu; ormanın içinde wacken'dan gördüğümüz sahnelere benzeşik, doğayla iç içe festival * geçirdik. nerde kalmıştım... soul! bu grup hakikaten çok sağlam, dilerim ve tahmin ederim ki daha çok büyüyecek, daha çok festivalde çıkacaklar. performansları başarılı, müzikal atmosferleri tutarlı, teknikleri vasatın çokça üzerinde, vokal de daha farklı ve değişmiş-gelişmiş geldi bana. iyi ki seyrettik onları da...
gelelim moribund oblivion'a... infected'ten tanıdığımız, gündüz yaptığı işinin gücünün yanı sıra 2-3 grubu birden götüren, şimdilerde biraz daha kilo almış güzel black'çi abimiz bahadır'ın grubu moribund. soundcheck sırasında sahnedeki tüm çocukların üstünde grubun t-shirt'ü vardı zaten arkasında "turkish black metal" yazıyor ancak türk bayrağı dizaynı olmamış diye not da düşelim. neyse ülkemizin güzide black grubunu da dinleyip bahadır'a ve bateriste saygı duyup, klavyecimize selam çaktıktan ve türkçe parçayla son bulduktan sonra ayrılıp wc'ye gidelim diyoruz ama imkansız çünkü bir anda en önde bulduk kendimizi * ve sonra yukarıda bahsi geçen şahane u.d.o..... * u.d.o sahnedeyken sağ arkadan bir ses geliyor: "moonspell senin taşşaklarını yesin!" yanımdaki majezik kardeşi olduğumuz çocuk moonspell için gelmiş ama o da dayanamıyor: "doğru valla, çıkmasın moonspell, sabaha kadar çalsın bunlar!" hakikaten hem yaşları hem duruşları gereği esas grup onlar olsaydı da biz de moonspell çıktığında yorgunluktan bitap düşmemiş olsaydık...
yerimi kaybetme riskimi göz ardı ederek kendimi tuvalete atıyorum bu arada neyse ki döndüğümde insanların ne yazık ki ayaklarına basa basa yerime geçiyorum. moonspell'in sahneye çıkmasına ramak kaldığı dakikalarda ise kendimizi sahne önüne atıyor ve basının arasına karışmış bulunuyoruz. görevli bıyıklı amcalardan beyaz gömleklisi "dur şu basın işini bitirene kadar şöyle geç" falan diyor ama sonra kendisi en öne alıyor beni ve fernando harici ekip sahnede tamamlanıyor. henüz klavye yok ortada, klasiklerle girmeyecekler belli ki diye düşünürken kırmızı uzun 'bir şey'iyle fernando bey çıkıyor sahneye, mikrofonuyla dans ederek söylüyor şarkısını ve 3. parça olarak opium'u duyduğumuz andan itibaren konser müthiş ve tüm yorgunluğa rağmen ayakta durulup kafa sallanası kıvama geliyor. "it's wolfheart time!" sözünün üzerineyse "yeaaaahhh!!!" seslerinin arasna 'vampirium!' çığlıkları karışıyor ve vampirium'la wolfheart time başlıyor, insanlar mutlu. (bu arada hatun kesimi ne kadar değişmiş görmeyeli rock-metal ortamlarında. bildiğimiz death grup elemanları gibi eğilip kafayı öne atıp 360 derece çevirip saçları bıçak keskinliğinde savura savura sallıyorlar kafaları çok fena. ben ileri-geri hareket ettirince 3 gün boyun ağrısı çekiyorum, yazık bu küçük kızlara diye geçiriyorum aklımdan- *) sahneden inip bis yapana dek geçen zamanda kendimi yere atıp dinleniyorum azıcık ve döndükleri anda 'alma mater' diye bağırmama gerek bırakmaksızın alma mater çalmaya başlıyorlar ve bu sanırım konserin doruk noktalarından biri oluyor. bir diğeri de full moon madness tabii, inanılmazdı! keşke ses sistemi biraz daha iyi olsaydı da davul tımtıslamasa ve vokal boğuklaşmasaydı. neyse ki klavye işi götürdü hemen her parçada (çoğunda klavye var işte) ve klavye de bir grubun müziğine böyle yakışır! arkamda yenilikçi bir grubun in and above man istekleri gibi bizim klasiklerden mephisto isteğimiz de gerçekleşmedi. hoş, o albümün en iyi parçası olabilir in and above man hakikaten, hak verdim şimdi...
şimdi düşündüm de iyi ses düzeni bir kuruçeşme'de, bir babylon'da bir de bana itiraz eden olacak elbet ama maslak venue'nün kapalı sahnesinde. açıkta wasp'ta vasatın epeyce altındaydı mesela. keza blackie insan sayısına kızgın, kimsenin istediği parçayı çalmadan öfke kusup gittiydi. *
velhasıl bir kol mesafesi dolayında ve sahneye kol dayamaya mecali kalmamış halde moonspell gördük, fernando'nun içtiği birayı eline alınca çıldıran kızlarımızla dalgamızı geçtik, çin yemeği yememeye bir müddet daha ant içtik * işte böyleee... keşke festivalin 3 gecesi de moonspell ve u.d.o ile geçse diye düşündük, seneye artık dedik. (judas priest, iron maiden, savatage... görülesi ne çok grup var!!!)
19 Ağustos 2007 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)